Dün gibi aklımdadır hâlâ Üniversite’ye ilk geldiğim gün. Anne-Babam , teyzemler , anneannem cümbür cemaat beni yolcu etmeye gelmişler. Ben “Nasıl geçecek küçücük yerde beş yıl?” diye düşünürken , onlar da bensiz geçirecekleri beş yılı düşünüyorlardı muhtemelen. Otobüs beklerken heyecandan tuvaletim gelmiş , Fetullah’a ait bir yurdun karşısına geçip çalılara doğru “çüğdürüvermek” için yan taraftaki bayırı aşmıştım da konsantre olamadığım için pantolonumu tekrar toplamıştım. Sonra da “Ülen ben ÖSS’de 3 saat tuttum be! Koyar mı bana bu yollar” diyerekten atlamıştım otobüse.
Nerde inecektim , nasıl inecektim , muavine ne diyecektim? -Balıkesir’in 5 sene önceki halini bilmeyenler için : o zamanlar otogar şehir dışında değil , şimdiki toplu taşıma merkezinin olduğu yerdeydi. Dolayısıyla şehir içinde inebiliyordunuz- Yurda girince ne yapacaktım , ülkücüsü , komünisti , dincisi bir yandan yakama yapışacaktı bir de. Nasıl savuşturacaktım hepsini? “Bak şöyle şöyle yaparım” diye düşünerek geçti zaten o ilk yolculuğum… Sonra KYK’ya geldim, gelişi güzel bir yatağa yerleştim. Gecenin bir yarısı çömezleri karşılama şakaları yapılır malum , bana da geldiler “sosyoloji anketi yapıyoruz” adı altında gecenin 03:30′unda adımı , soyadımı , sünnet olup olmadığımı sordukları bir anket yaptılar sözde. “Abi dalga mı geçiyorsunuz ya?” dememle “Evet bu bir şakaydı” diyerek geri giden elemanı halen garipsemekteyim. Hayır , manyak mısın kardeşim gecenin bir yarısı gelip şaka falan yapıyorsun? Neyse böyle şeylerin adeti bu herhalde…
Ah ilk koğuşum , misafirhanem…
Abartısız 36 kişiyle birlikte uyudum 1 ay boyunca. Klasik öğrenci muhabbeti , sağa dönersiniz “Memleket nere?” , sola dönersiniz “Memleket nere?” diye sorarsınız. Tanıdık bir hemşeri arar gözleriniz. “Heh bak şuralara gittin mi?” , “Oooo benim favorik mekanım orası” diyebilmek için. Bulamazsanız da yeni arkadaşlar edinirsiniz o koca misafirhanede.
İlk gecemde çok garipsemiştim herşeyi. Ulan mafya tipli dediğin eleman “Annemi özledim” diye gözleri dolu dolu telefonda konuşuyor. Süt çocuğu bildikleri benimse umrumda değil dünya. “Oh kurtuldum valla iyi oldu” demekle meşgulüm. “Ah annemin kuru fasülyesi” diyeceğine , Ramiz’in yemekhanesinin yemeklerinin tadına varmayı denesen aslında bir kere… Ama yok işte , o gün anladım , penis boylarının küçüklüğünden doğan sendromu kaba kuvvetle dışarı vuran o has “erkek” lerin ne kadar erkek olduklarını.
Her neyse , günler geçti tabi , 407 numaralı oda çok meşhur , ağaların paşaların yeri orası. Derler ya sen elleme onlar da seni ellemez diye. Aynen öyle , ne ben bulaştım onlara ne de onlar bana bulaştı. Ama bir de dinciler var ki aman aman. Böyle sinsice gelip , yardımsever görünüyorlar , sonra da seni kendilerine çekiveriyorlar. Benle de uğraştılar bir dönem, metal müzik dinlemem pek bir engel gibi görünmedi herhalde onlara , ama birgün yemekte bir tanesinin söylediği “Beş dakikalık zevk uğruna , cehennemde yanmaya değer mi?” sözü üzerine söylediğim “Abi geciktiricisi falan var artık bunların, bir saate kadar uzuyor süre” demem , peşimi bırakmalarındaki en büyük etken oldu sanırım.
O günlerde en büyük aktivitem ; internet kafe. Hangi kafede internet saati kaç para hemen söyleyebilecek durumdaydım. Ayrıca reklamını da yapayım , favori mekanım Shark İnternet Kafe’ydi. O günlerde bol bol forumlarda takılırdım , birsürü şey araştırırdım. Wicca’lık üstüne master yapacaktım az daha. Sonra fantastik kurgu’yla olan ilişkim zirve noktasındaydı o zamanlar. Bol bol kitap okur , okuduklarımı internette tartışırdım. İşte çok saygı duyduğum Barış Müstecaplıoğlu ile de o zaman tanıştım. Perg Efsanelerini yalayıp yuttum. Ejderha Mızrağı falan hikaye diye düşündüm uzun süre… Buffy – Angel forumlarına takıldım , kendi forumumu kurdum , papisim.com vardı bir de. .asp’den .php’ye geçmemi sağlayan site. Sıfırdan site işlerini bir daha öğrenmiştim , papisim’i hackleyenler olmasaydı belki de hiçbir zaman öğrenemeyecektim bu bildiklerimi. : )
Metal müzik kültürümün iyice yerleştiği dönemdi ayrıca o sene. Bir internet kafeden arakladığım -Speed Net’ti yanlış hatırlamıyorsam , eski Şan Kafe’nin içindeydi- Black ve Death Metal albümleri ile kendimi olgunlaştırmaya başlamıştım aslında. Buna rağmen bilgisayar biraz daha ağır basıyordu o zamanlar. Öyle ki , okul şenliğine gelen Murat İlkan’ı izlemeye gitmemiştim ve -sonraki senelerde bunu telafi etsem de- hâlen en büyük pişmanlığımdır.
Son olarak Nihal hoca’nın sözünü tutmaması ile tatsız bir şekilde bitse de , o sene bitmişti diyerek yazı dizimin ilk bölümüne noktayı koymak istiyorum…
Bu kadar yazıyı okuduysanız , ilginç diyorum sadece. Sadece bir yılda yaşadıklarımın kısa bir özetiydi çünkü , hiçbir şey anlamama ihtimaliniz yüksek. : )
Neyse ne diyelim… Arkası yarın -ya da bir ara işte-
Eklenmesi gereken kısa şeyler :
-KYK ve Abaza Yolu
-Abaza yolundaki kesişme noktası
-Ramiz’in pahalı yemekleri
-Yurt fişleri
-Batak (Oynamasam da)
-Diskman’im benim!
-Yaldır cadde
-Arkadaşlarım bana sapık derdi ama siz demeyin lütfen!
-Okul yemekhanesi önündeki 25 metre tökezlemem ve sonunda yere kapaklanmam.
-İzmir ziyaretim , evet evet nasıl unuturum yazmayı. İzmir’e gittik biz yurttan beş kişi , oy oy.
-Bandırma ziyaretim , bir de Bandırma’ya gittim…
Eklenecek pek de birşey kalmadı sanırım…
Ah son bir şey ,
2004-2005 senesinde hayatımdaki en önemli şey : Orta Dünya : )
Aman neyse öyle işte… Okumayın daha fazla hadi yazmıyorum zaten ben de…