Aybek.Net

…Dream a little dream of me.

Balıkesir Üniversitesi’nde Mezuniyet Başkadır (!)

Yazan: Starchild | Tarih : 3 Temmuz, 2009, Cuma | Kategori : Uncategorized

Evet Balıkesir Üniversitesi 2008-2009 mezuniyet törenini geçtiğimiz çarşamba günü gerçekleştirdi. Tabii ki Balıkesir Üniversitesi’ne yaraşır şekilde sorunlar eksik olmadı.

Prova yapılmadan düzenlenen mezuniyet töreni saati , panolarda 18:30 , internette ise 17:30 olarak duyuruldu. Dolayısıyla geç giden öğrenciler kendi bölümü ile birlikte yürüme zevkini tadamadı. 17:30′da okunan İstiklal Marşı’na ise kimse dikkat etmedi , eşlik etmedi. Zorlayarak da olsa marşın yarısında birlik sağlanarak marş tamamlandı ve stadyuma girişe başlandı. 10′arlı sıraya girmeye çalışan başıboş öğrenciler ağır ağır yürüyüşe geçti ve stadyumda bir tur atarak yerlerini aldı. Bu sırada Necatibey Eğitim Fakültesi iki kez anons edilerek birkaç defa alkışlattırıldı. – Aferim -

Stadyuma girmeden ellere tutuşturulan küçük kağıt Türk Bayrakları , stadyuma girildiğinde çoktan yerlere atılmıştı bile. Yerlerden bayrakları toplarken , bu bayrakları yere atan kişilerin o gün mezun oluyor olduklarını bilmek yüreğimde bir sızıya yol açsa da “Burası Türkiye” demekten alıkoyamadım kendimi. Ardından yan tarafımda rahatsızlanan bir öğrenci için yarım saat kadar sağlık görevlisi beklenilmesi , onun yerine güvenlik görevlisinin gelip “birşey yok” diye ağzında lafı gevelemesi ise ayrı bir fiyaskoydu. Yarım saatin ardından gelen sağlık görevlisi , sahaya giremeyen ambulans , olmayan sedye ve herşeyin sona erdiğinde anons edilen “Ambulans şöförü lütfen ambulansın başına geçiniz” sözü herşeyi bir kez daha sorgulamama sebep oldu. (Rahatsızlanan arkadaşa geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum ayrıca.)

Güneş altında bekleyen yüzlerce öğrenci boş kağıt parçalarını aldıktan sonra , duyuru yapan hocamınızın “Bugün Guiness rekorlar kitabına gireceğiz. Şimdi herkes kolbastı oynayacak” demesiyle birlikte atan sigortalarım ve cübbemi çıkarıp kafa sallamamla birlikte bizim sınıfın şok olması ise ayrı bir güzeldi.

Ve herşeyin sonunda duygulu bir vedalaşma ile bitti mezuniyet gecesi…
Tüm tersliklere rağmen , güzeldi herşey…

Not : Suat Hocam ilk maaşımla gazozunuzu getireceğim söz. :)

Fuck : Part IV – Sorgulama

Yazan: Starchild | Tarih : 30 Haziran, 2009, Salı | Kategori : Uncategorized

Evet merakla beklenen yazı… Bir üçleme olarak düşünülen Fuck serisine bir yenisini daha ekliyorum bu gece. Gönül isterdi ki Detroit Metal City’den Fucking Gum Palace şarkısının sözlerini bulayım da buraya ekleyeyim ama ne yazık ki bulamadım bir türlü… Neyse , lanetim üzerine yazmak istiyorum bugün…

Devamı »

Zaman Çarkı , Hem de %50 İndirimli

Yazan: Starchild | Tarih : 28 Haziran, 2009, Pazar | Kategori : Kitap

Zaman Çarkı deyince birçok kişinin aklına hep almak isteyip de , fiyatları yüzünden alamadıkları o kitaplar serisi gelir. Robert Jordan’ın yarattığı efsanevi dünyaya girmek isteyen bir çok fantastik kurgu okuyucusu , kitapların yüksek fiyatları sebebiyle bu güne kadar bir türlü girememiştir o dünyaya. Her kitabın ortalama 50 lira olduğu düşünülürse , oldukça doğal karşılanabilecek bir durum bu. Eh işler böyle olunca da , gariban fantastik kurgu okuyucusunın içinde – eşinin ve dostunun ballandıra ballandıra anlattığı şeylerden sonra – uhteler oluşuyor ve bi’ taraflarının şişmemesi için ilk fırsatta kitapçıya gidip birkaç sayfa Zaman Çarkı okuyor. Ama artık tüm bunlara bir son verip , Zaman Çarkı evrenine dalabiliriz. Zira kitap fiyatları tamı tamına %50 indirilmiş bulunmakta. Bu fırsatı ben kaçıracağım , çünkü %50 indirimli bile verebilecek param bulunmuyor ne yazık ki. Ama bari siz kaçırmayın…

Detaylı bilgi ve fiyatlar için : http://www.ilknokta.com/secki/17/1/Zaman-Carki-Kitaplari.html

Battle Against Time…

Yazan: Starchild | Tarih : 27 Haziran, 2009, Cumartesi | Kategori : Müzik

… I’m sailing away to undiscovered seas …

I see a golden light shining far away
I can’t tell if I’ll make it there someday
I reach my hands but there’s no one on my path
I can’t sleep ’cause my body is burning
Cold sweat, cannot breath, I’m loosing my mind
Reflection in the mirror shows a different man at night
And as hours and seconds pass by
I feel my every feeling wither and die
Do I really feel this pain
’cause sometimes I can’t tell if I’m awake

Watching to the night, the hope is gone
Carrying so much burden in my heart
Watching to the night with tired eyes
Waiting for nothing all my life

Battle against time
I… battle against time

I am covered with cold ice, I am flying in the black skies
Fighting everyday, but it feels like, it’s just the same
Oh time… you cut my heart and soul
you carve my will and passion of life
’cause the days of emptiness are piercing through me like arrows

I feel nothing, but hate and love
So much fire inside, so much left undone
Hate & Love

Watching to the night, the hope is gone
Carrying so much burden in my heart
Watching to the night with tired eyes
Waiting for nothing all my life

… I’m sailing away and nothing will ever be the same …


-Wintersun…


Hızlı DNS Adresleri

Yazan: Starchild | Tarih : 22 Haziran, 2009, Pazartesi | Kategori : Bilgisayar

Telekom’un DNS’lerini kullanıp engellenmektense , farklı DNS’ler kullanıp özgürce internette dolaşmak isteyenlerin en büyük sorunu hızlı DNS adresleri bulmak olsa gerek. Geç açılan sayfalar , uzun tepki süreleri ve çileden çıkan internet kullanıcısı.

Hızlı bir kaç adres bulmak için forum forum dolandıktan sonra eğer ki elinize birşey geçiremediyseniz kaybettiğiniz zaman için bir küfür savurmanız olası.

Hız kavramının göreceli olduğu düşünülürse, bir DNS adresi için de mutlak “hızlı” ya da mutlak “yavaş” dememiz mümkün değildir. Dolayısıyla kendi bilgisayarımızı referans  alarak hesaplanan DNS adres tepki süresi , forumun birinde “bu dns çok hızlı” diyen X kişisinin verdiği adresin tepki süresinden çok daha sağlıklı olacaktır. Peki bunu nasıl yapacağız? Kendimizi nasıl referans noktasına koyacağız?

Oldukça kolay ; www.dnsserverlist.org adresine giriyoruz ve duruma göre bir süre bekliyoruz. Site, kendi veritabanındaki DNS adreslerini sizin IP’nize göre deniyor ve çıkan tepki sürelerine göre , bu adresleri en hızlıdan en yavaşa doğru sıralıyor. Hatta o listenin üstüne bir de kutucuk içinde sizin için en iyi olan üç adresi koyuveriyor. Siz de o adresleri kullanıp rahatınıza bakıyorsunuz. :)

Beyond the Dark Sun…

Yazan: Starchild | Tarih : 10 Haziran, 2009, Çarşamba | Kategori : Müzik


The dawn will never rise again for my eyes
and I will never sleep again
I’ve lost my hope time after time
cause the light has vanished from the sky

Wintersun – Beyond The Dark Sun

Mezuniyet Sendromları – I

Yazan: Starchild | Tarih : 2 Haziran, 2009, Salı | Kategori : Uncategorized

Dün gibi aklımdadır hâlâ Üniversite’ye ilk geldiğim gün. Anne-Babam , teyzemler , anneannem cümbür cemaat beni yolcu etmeye gelmişler. Ben “Nasıl geçecek küçücük yerde beş yıl?” diye düşünürken , onlar da bensiz geçirecekleri beş yılı düşünüyorlardı muhtemelen. Otobüs beklerken heyecandan tuvaletim gelmiş , Fetullah’a ait bir yurdun karşısına geçip çalılara doğru “çüğdürüvermek” için yan taraftaki bayırı aşmıştım da konsantre olamadığım için pantolonumu tekrar toplamıştım. Sonra da “Ülen ben ÖSS’de 3 saat tuttum be! Koyar mı bana bu yollar” diyerekten atlamıştım otobüse.

Nerde inecektim , nasıl inecektim , muavine ne diyecektim? -Balıkesir’in 5 sene önceki halini bilmeyenler için : o zamanlar otogar şehir dışında değil , şimdiki toplu taşıma merkezinin olduğu yerdeydi. Dolayısıyla şehir içinde inebiliyordunuz- Yurda girince ne yapacaktım , ülkücüsü , komünisti , dincisi bir yandan yakama yapışacaktı bir de. Nasıl savuşturacaktım hepsini? “Bak şöyle şöyle yaparım” diye düşünerek geçti zaten o ilk yolculuğum… Sonra KYK’ya geldim, gelişi güzel bir yatağa yerleştim. Gecenin bir yarısı çömezleri karşılama şakaları yapılır malum , bana da geldiler “sosyoloji anketi yapıyoruz” adı altında gecenin 03:30′unda adımı , soyadımı , sünnet olup olmadığımı sordukları bir anket yaptılar sözde. “Abi dalga mı geçiyorsunuz ya?” dememle “Evet bu bir şakaydı” diyerek geri giden elemanı halen garipsemekteyim. Hayır , manyak mısın kardeşim gecenin bir yarısı gelip şaka falan yapıyorsun? Neyse böyle şeylerin adeti bu herhalde…

Ah ilk koğuşum , misafirhanem…

Abartısız 36 kişiyle birlikte uyudum 1 ay boyunca. Klasik öğrenci muhabbeti , sağa dönersiniz “Memleket nere?” , sola dönersiniz “Memleket nere?” diye sorarsınız. Tanıdık bir hemşeri arar gözleriniz. “Heh bak şuralara gittin mi?” , “Oooo benim favorik mekanım orası” diyebilmek için. Bulamazsanız da yeni arkadaşlar edinirsiniz o koca misafirhanede.

İlk gecemde çok garipsemiştim herşeyi. Ulan mafya tipli dediğin eleman “Annemi özledim” diye gözleri dolu dolu telefonda konuşuyor. Süt çocuğu bildikleri benimse umrumda değil dünya. “Oh kurtuldum valla iyi oldu” demekle meşgulüm. “Ah annemin kuru fasülyesi” diyeceğine , Ramiz’in yemekhanesinin yemeklerinin tadına varmayı denesen aslında bir kere… Ama yok işte , o gün anladım , penis boylarının küçüklüğünden doğan sendromu kaba kuvvetle dışarı vuran o has “erkek” lerin ne kadar erkek olduklarını.

Her neyse , günler geçti tabi , 407 numaralı oda çok meşhur , ağaların paşaların yeri orası. Derler ya sen elleme onlar da seni ellemez diye. Aynen öyle , ne ben bulaştım onlara ne de onlar bana  bulaştı. Ama bir de dinciler var ki aman aman. Böyle sinsice gelip , yardımsever görünüyorlar , sonra da seni kendilerine çekiveriyorlar. Benle de uğraştılar bir dönem, metal müzik dinlemem pek bir engel gibi görünmedi herhalde onlara , ama birgün yemekte bir tanesinin söylediği “Beş dakikalık zevk uğruna , cehennemde yanmaya değer mi?” sözü üzerine söylediğim “Abi geciktiricisi falan var artık bunların, bir saate kadar uzuyor süre” demem , peşimi bırakmalarındaki en büyük etken oldu sanırım.

O günlerde en büyük aktivitem ; internet kafe. Hangi kafede internet saati kaç para hemen söyleyebilecek durumdaydım. Ayrıca reklamını da yapayım , favori mekanım Shark İnternet Kafe’ydi. O günlerde bol bol forumlarda takılırdım , birsürü şey araştırırdım. Wicca’lık üstüne master yapacaktım az daha. Sonra fantastik kurgu’yla olan ilişkim zirve noktasındaydı o zamanlar. Bol bol kitap okur , okuduklarımı internette tartışırdım. İşte çok saygı duyduğum Barış Müstecaplıoğlu ile de o zaman tanıştım. Perg Efsanelerini yalayıp yuttum. Ejderha Mızrağı falan hikaye diye düşündüm uzun süre… Buffy – Angel forumlarına takıldım , kendi forumumu kurdum , papisim.com vardı bir de. .asp’den .php’ye geçmemi sağlayan site. Sıfırdan site işlerini bir daha öğrenmiştim , papisim’i hackleyenler olmasaydı belki de hiçbir zaman öğrenemeyecektim bu bildiklerimi. : )

Metal müzik kültürümün iyice yerleştiği dönemdi ayrıca o sene. Bir internet kafeden arakladığım -Speed Net’ti yanlış hatırlamıyorsam , eski Şan Kafe’nin içindeydi- Black ve Death Metal albümleri ile kendimi olgunlaştırmaya başlamıştım aslında. Buna rağmen bilgisayar biraz daha ağır basıyordu o zamanlar. Öyle ki , okul şenliğine gelen Murat İlkan’ı izlemeye gitmemiştim ve -sonraki senelerde bunu telafi etsem de- hâlen en büyük pişmanlığımdır.

Son olarak Nihal hoca’nın sözünü tutmaması ile tatsız bir şekilde bitse de , o sene bitmişti diyerek yazı dizimin ilk bölümüne noktayı koymak istiyorum…

Bu kadar yazıyı okuduysanız , ilginç diyorum sadece. Sadece bir yılda yaşadıklarımın kısa bir özetiydi çünkü , hiçbir şey anlamama ihtimaliniz yüksek. : )

Neyse ne diyelim… Arkası yarın -ya da bir ara işte-

Eklenmesi gereken kısa şeyler :

-KYK ve Abaza Yolu
-Abaza yolundaki kesişme noktası
-Ramiz’in pahalı yemekleri
-Yurt fişleri
-Batak (Oynamasam da)
-Diskman’im benim!
-Yaldır cadde
-Arkadaşlarım bana sapık derdi ama siz demeyin lütfen!
-Okul yemekhanesi önündeki 25 metre tökezlemem ve sonunda yere kapaklanmam.
-İzmir ziyaretim , evet evet nasıl unuturum yazmayı. İzmir’e gittik biz yurttan beş kişi , oy oy.
-Bandırma ziyaretim , bir de Bandırma’ya gittim…

Eklenecek pek de birşey kalmadı sanırım…
Ah son bir şey ,
2004-2005 senesinde hayatımdaki en önemli şey : Orta Dünya : )

Aman neyse öyle işte… Okumayın daha fazla hadi yazmıyorum zaten ben de…

Hayal Dönümü – Kısır Döngü

Yazan: Starchild | Tarih : 25 Mayıs, 2009, Pazartesi | Kategori : Düşsel Sayıklamalar

Gecenin karanlığında ,
Monitör ve cep telefonunun ışıkları arasından çıkarıyorum eskimiş paslı kılıcımı.
Arp sesi geliyor nehir kenarından ve davul sesleri yükseliyor Şamantepe’den.
Ve bir kadının dudaklarından dökülen narin melodiler;
“Ah bir Sirene olmalı” diye farketsem de , karşı koyamıyorum.
Bilincim yiterken göz kapaklarım düşüyor ve çaresizce savuruyorum kılıcımı odamın boşluğunda…
Artık ne ışık kirliliği acıtıyor gözlerimi , ne de elektromanyetik dalgalar delip geçiyor bedenimi
Saf bir beyaz ışık doğuyor kılıcımın boşluğu kestiği yerden , ve yarıyor gerçekliğimi
Hayal gibi gelen herşey daha da gerçek oluyor , gerçek sandıklarımsa hayal
Ejderhası üstünde bir büyücü çeviriyor kum saatini bana bakarak
Anlıyorum , vakit dar…
Soyunuyorum , çırılçıplak kalana dek çıkarıyorum üstümdekileri
Utanacağım insanlar yok burada , ya da beni ayıplayacak gözler…
Çimenlerin üzerine uzanıyorum doyasıya , ve yanımdan geçen nehrin farkına varıyorum aniden
O berrak suların buz gibi kollarına bırakıyorum kendimi ve bedenimdeki o titreme ;
Gerçek…
Nehirden çıkıp yanıbaşımdaki ormana dalıyorum.
Henüz balta görmemiş bedenleri güneş ışığında kendini gösteriyor gururla
“Yoksa bir ent mi?” diye düşünürken buluyorum kendimi
Parmak ucumda ilerleyerek dokunuyorum yaşlı ağacın sert kabuğuna
Ancak gövdesi ile uyumlu bir çift kahverengi göz belirmiyor ağacın üstünde
Hayalkırıklığı…
Bir anda yerin dibine çekiliyor ağaç , arkadaşlarını da götürüyor beraberinde
Koca orman , gürültüyle çöküyor cehenneme doğru , ve az önce yüzdüğüm nehir buhar oluyor ben içine yeniden atlamak için koşarken
Yemyeşil çimler birkaç kuru ot parçasına dönüşüyor ve ejderhası üstünde büyücü tekrar beliriyor karşımda…
Kırmızı cübbesi altından gözleri bir anda parlıyor ve sakalları arasından biçimsiz bir gülümseme yakaladığımı düşünüyorum
Ejderha  alevli bir nefes üflüyor üzerime doğru ; korkuyorum , kaçmak istiyorum ama gereksiz.
Alevler bedenimi kaplıyor, -yakmıyor ilginç-
Ardından gerçekliğim hayale dönüşürken , hayallerim gerçeğe dönüşüyor yeniden.
Monitör ışığı , cep telefonundan süzülen dalgalar…
Ve gerçeklerin hayal , hayallerin gerçek olduğu bir dönümü daha beklemeye başlıyorum kısır döngümün içinde…

Asosyal Bir Varlık Olarak Ben

Yazan: Starchild | Tarih : 22 Mayıs, 2009, Cuma | Kategori : Uncategorized

Asosyal ; Türk Dil Kurumu’na göre “Genel kabul görmüş kuralların dışında hareket eden.” demekmiş. Wikipedia’da son düzenlemeyi yapan arkadaş ise asosyalliği;

“Sosyal olmayan insan davranışları sergileyen bireye verilen ad.

Psikolojik hastalık olarak değerlendirilebilir. Kalabalık ortamlarda bulunmayı sevmeyen kişidir. Kimsenin olmadığı sakin yerler bu tip insanlar için her zaman ilgi çekicidir. Kalabalık ortamlarda genelde saklanma isteği içindedirler.Çünkü daima herkesin kendi hakkında birşeyler düşündüklerini düşünürler,bu yüzden toplumdan zamanla uzaklaşırlar.Ve sınıra geldikleri zaman kendilerini intiharla ödüllendiriler.”

şeklinde açıklamış. Ekşi sözlük’te ise şöyle bir yazı mevcut. Tüm bu tanımlamalardan sonra kendi kendime soruyorum: Peki ben asosyal miyim?

Asosyal ; hiçbir arkadaşı olmayan , kendini odasına kapatan , dünya ile olabildiğince az iletişim kuran bireyse , hayır böyle değilim ben. Ancak toplumdan nefret eden , okulun olmadığı günler , günümün 23 saatini evde geçiren ve etrafımdakilerin beni sürekli yargıladığını düşündüğümden sık sık sağı solu kolaçan eden birisiyim.

Wikipedia’daki tanımda geçen “Daima herkesin kendi hakkında birşeyler düşündüklerini düşünürler,bu yüzden toplumdan zamanla uzaklaşırlar.” sözüne tamamen uyum sağladığımı söyleyebilirim. Aslında ergenlik dönemindeki bir gencin “ben merkezci” düşünce yapısı sebebiyle böyle hissetmesi çok doğal olsa da ,  ergenlik dönemini atlatmış birisi olarak sürekli olarak böyle düşünmem çok da normal olmasa gerek.

Sokakta yürürken herkesin bana baktığını ve giysilerimle , hareketlerimle , tipimle beni yargıladıklarını düşünmenin nasıl birşey olduğunu tecrübe ettim ne yazık ki. Ve size söyleyebilirim ki , bu hiç de iyi bir duygu değil. Arkadan gelen bir gülme sesiyle beyninizde oluşan “Acaba tişörtüm mü yırtık? Yoksa koca bir leke mi var üstünde? Saçlarım mı yağlı yoksa?” düşüncesinden kurtulamayıp gördüğünüz ilk dükkan camını ayna olarak kullanarak kendinizi kontrol etmek beş dakikalık bir yol için çok bir karın ağrısı olmasa da , gideceğiniz yer yarım saat bir mesafedeyse işte o vakit hayat cehenneme dönüşür sizin için. Her kahkaha için kendinizi kontrol edersiniz , her kahkaha ile beyniniz daha da patlayacakmış gibi olur , kurtuluş ya da bir kaçış yoktur oradan çünkü kendi beyniniz içerisinde sıkışıp kalmışsınızdır. Ancak çektiğiniz tüm bu acı zamanla insanlara karşı nefrete dönüşür. Kalabalıktan kaçarsınız , çünkü yanınızdan geçen insanlar artık sizi boğmaya başlar. Yüz çift el sizin boğazınızdadır ve nefes almanızı engellemeye başlar. Tek kurtuluş kaçmaktır , ama nereye?

Bir restorana girersiniz , ama öyle boş beleş oturtmazlar sizi , birşeyler sipariş edersiniz karambole ve siparişiniz geldiğinde iş onu yemeye gelmiştir. Ama kaçtığınız insanlardan bazıları da restorandadır ve sizin çatal – kaşık – bıçağı elinize almanızla birlikte gözleri üstünüze , elleri ise boğazınıza doğrultulur. “Öküz gibi mi yiyorum acaba? Ayıplıyorlar mı beni?” düşünceleri doluşur bu sefer de beyninize ve yan masanızdaki insanın tipini süzüp onun nasıl yediğine bakarsınız. Sizde yanlış birşey olmadığını farkederseniz şayet , biraz daha rahat yersiniz yemeğinizi ancak farkedemezseniz , işte o eller boğazınıza iyice sarılır yine , ve kaçmak zorundasınızdır bir daha.

Lavoboya gidip yüzünüzü yıkamak istersiniz. Ah o gün çok su içmişsinizdir ve bedeniniz ihtiyacını karşılamak ister. Pisuvar ve kabin vardır ve eğer tuvalette yalnız değilseniz hayatta gidip de pisuvarda gideremezsiniz ihtiyacınızı. Zira orada bir insan vardır ve aklınıza doluşan birsürü düşünce orada rahatlamanıza izin vermez. Kabine kaçarsınız bu sefer ve tamamen yalnız kalırsınız. Evet , derin bir nefes çekersiniz ve o an bir konuşma duyarsınız dışarıdan. Evet yine tüm konsantrasyonunuz dağılmıştır ve lanet okuyarak çıkarsınız kabinden , tuvaletten… Ve işin kötü yanı ihtiyacınızı giderememişsinizdir. İşte böylece öğrenirsiniz tek rahat ettiğiniz yerin eviniz ve odanız olduğunu.

Mümkün olduğunca az çıkmaya başlarsınız dışarı ve bilgisayar başında geçirirsiniz ömrünüzün o güzel yıllarını… Bunun ne kadar acı bir durum olduğunu farketseniz de yapılacak birşey yoktur. Siz busunuzdur ; kalabalığı sevmeyen , birçok şey yapmak isteyen ama o lanet insanlar yüzünden hiçbirisini yapamayan. Monitörünüzün ekranına çarpıp duran , sizi yargılamayan elektronlar tek dostunuz olmuştur artık. Her ne kadar etten kemikten arkadaşlarınız olsa da , o elektronlar olmadan yaşayamayacağınızı farkedersiniz. Eğer bunu erken farketmişseniz , arkadaşlarınız kafelere gidip uzun sohbetler ederken , siz internet kafelere gidersiniz. Ancak buna rağmen, şanslıysanız  arkadaşlarınızdan biri sizi de zorla kafeye götürür ve aslında çok da korkmamanız gerektiğini gösterir , – Gerçi buna rağmen düzelmez hiçbir şey , eller boğazınızı sıkmayı bırakmıştır sadece , ama buna rağmen sizi işaret etmeye devam ederler – değilseniz , acınacak hayatınızda mutlu olmaya devam edersiniz.

Zaman ilerler ve o kadar bunalırsınız ki , periyodik olarak msn’den , facebook’tan , myspace’ten (Zaten ne diye hesap açmışsınızdır ki?) arkadaş silmeye başlarsınız. Sadece zevk için. Ne de olsa işe yaramıyorlardır. Bir asosyal olup çıkmışsınızdır sonunda. Artık kendinizle gurur duymanın vakti gelmiştir ve bir yazı yazarsınız internet boşluğuna…

Telekom’dan 1Mbit Fiyatına 8Mbit!

Yazan: Starchild | Tarih : 14 Mayıs, 2009, Perşembe | Kategori : Bilgisayar

Gülsem mi ağlasam mı bilemedim. Türk Telekom’dan yine bomba gibi bir tarife geldi. Artık tüm kotalı bağlantılar 8Mbit oldu. Bir de Sınırsız* diye birşey eklediler. * açıklamasına da suistimali önlemek için 15GB kota koydular. Diğer gerçek sınırsız tarifelerde ise hiçbir değişikliğe gidilmedi…

Peki 8Mbit internet ne demek?

Yaklaşık olarak 800 Kb/s ile veri indirebilmek demek. Bu da dakikada 46 Mb veri ediyor. Saatte ise tam 2,8 Gb veri indirebiliyorsunuz. Yani 4GB kotası olan bir insan 1,5 saat içerisinde bu kotayı rahatlıkla doldurabiliyor. Peki suistimali önlemek için koydukları aylık 15GB kota ne kadar süre dayanıyor dersiniz?  Tam 5,5 saat…

Önlemeye çalıştıkları suistimal neyin suistimali? Film ya da mp3 indirmenin suistimali midir? Türk Telekom’un başındaki insanlar interneti sadece bunun için kullanıyor olabilirler ama bugün Türkiye’de insanlar internette dolaşırken yaptıkları diğer faaliyetlerle de pekala bu kotayı doldurabilir. O engelledikleri Youtube’dan HD video izlemek isteyen kullanıcı için birkaç saat içinde 15Gb’yi doldurmak  işten bile değil. Sadece Youtube da değil , Facebook ve Myspace gibi oldukça popüler olan sitelerde de bolca video paylaşımı yapılmakta ve insanlar bunları da izleyip diğer arkadaşlarıyla paylaşmakta. Bunları da geçtim , MIT’nin sitesinden fizik derslerini indiriyorum ve bunlar bile zaten toplamda 6Gb’yi buluyor. Hal böyleyken de 4Gb ve 15Gb gibi komik rakamlarla tüketicinin karşısına çıkmalarının mantığı nedir?

Utanmadan , içimiz cız etmeden Türk Telekom’u Araplara sattık , özelleştirdik. Ne işe yaradı peki? İran Youtube’u yasakladı , biz de yasakladık… Yetmedi Dailymotion , Wordpress , Blogspot… Birer birer kapatıldı… Telekom , Tekelom oldu , kafasına eseni yapmaya başladı , insanların gözlerini boyadı bunca zamandır.

Ne yapılabilir peki? Telekom , Tekelom olduğu sürece hiçbirşey yapılamaz tabii ki. Alternatif olan Turk.Net , Biri , Smile gibi servisler de ne yazık ki Türk Telekom altyapısını kullandığından pek de faydalı olamıyorlar. Şu an için iki çözüm var , Uydunet ve Tellcom. Ancak en büyük dezavantajları henüz Türkiye çapında yayılamamış olmaları. Tellcom’un 100Mbit internet fiyatının , Türk Telekom’un 32Mbit VDSL2’sinden daha ucuz olduğunu da söylemeliyim.

Ne diyeyim ilginç bir milletiz Neyzen Tevfik’in dediği gibi…