Trajikomik Haller

15 Kasım 2015 | Etiketler:

İçinde bulunduğum trajikomik bir durumu paylaşacağım bu yazıda.

Yıl 2005. System of a Down diye bir grup var, her fırsatta sözde soykırım iddialarını dile getiriyor, şarkı sözlerine yansıtıyor, konserlerinde haykırıyor. O zamanlar yaşım daha 17-18. Bir heyecanla forumlarına girip yazıyorum, iddialarını kanıtlamalarını istiyorum kırık İngilizcem ile. Sonra mesajımı siliyorlar, iyice sinirleniyorum. Etrafıma bakıyorum, internete bakıyorum, bizim gençlik bayıla bayıla dinliyor bu grubu. Kendime yediremiyorum bir türlü. E tabi kanımız da deli akıyor o zamanlar. Hemen kuruyorum Anti-Soad’ı. Hayatımda yaptığım en büyük proje oluyor. Yıllar sonra tez yazıp akademik çalışmalar da yaptım, ama hala Anti-Soad projesi kadar etkili olmamıştır diye tahmin ediyorum (gerçi doktora tezim bomba gibi geliyor :) )

Anti-Soad’da Türk gençliğine anlatmaya çalışıyorum. Yeri geliyor “Atalarına küfür eden grubu dinleme!” sloganlı tişörtler bastırıyoruz, Notwithstanding, Altar, Dharma gibi gruplar Anti-Soad felsefesine uygun şarkılar yazıyorlar.

Hatta Notwithstanding’in şarkısını aşağı ekliyorum:

Necatibey Eğitim Fakültesi’ndeki Tarih hocama anlatıyorum durumu, tebrik ediyor beni. Tempo dergisi röportaj yapmak istiyor (hiç yayınlanmadı, belki de verdiğim cevaplar çok ergendi, belki de beni işlettiler bilemiyorum :) ).  Sitenin üye sayısı 5000’i buluyor. Forumda her saniye 10-15 mesaj giriliyor. Sitenin adı Anti-Soad ama amacı sadece System of a Down karşıtlığı değil. Yabancılara bu Ermeni meselesini anlatmak istiyorum. O zamanlar Google Translate yok, çevirmen arıyorum. Gurbetçilerden, Azerbaycanlı üyelerimizden yardım istiyorum. Siteyi bir güzel önce İngilizce’ye, sonra İsveççe, Almanca, Rusça, Fransızca’ya çeviriyoruz.

Çeşitli kurumlardan teklifler geliyor, o zamanın parasıyla 2000-3000 lira para teklif ediyorlar, ben kabul etmiyorum. İnsanların milli duyguları üzerinden para kazanma fikrini kendime yediremiyorum. Her masrafı cebimden karşılayıp, insanları elimden geldiğince bilinçlendirmeye çalışıyorum.

Sonra Mut Kaymakamlığı’nın resmi yazısında geçiyor sitenin adı. Yaşım 18-19. Resmi yazıda sitemi görüyorum, aman tanrım!

Site büyüyor. Sağcısı, solcusu herkes var. System of a Down’ı haksız bulan Ermeni üyelerimiz bile var (çünkü site hiçbir zaman Ermeni karşıtlığı yapmamıştır, buna özellikle hassasiyet gösterdim). Profil resimlerine bakıyorsun Che de var, Alparslan Türkeş de, Nihal Atsız da, Deniz Gezmiş de. “Eren” diyorum kendime, “oğlum sen ne yaptın böyle?”.

Site büyüyor. Birileri “System of a Down tişörtü giyenleri dövecez, tişörtleri yakacaz, yıkacaz” demeye başlıyor. Bizi tanıtma amaçlı Hürriyet Gazetesi’nde yazı yayınlanıyor. Ufak bir yanlışlık yapılmış. Üyeler bir anda küfürlü mesajlar atıyor köşe yazarına. Sonra ben özür postaları gönderiyorum.

Site büyüyor. Black Tooth grubu bize destek, metal müzik siteleri bize destek. Ama sitenin içinde bize köstek bir grup oluşuyor. Şiddet yanlılığı başlıyor. Ben forumu kapatıyorum. Benim amacım şiddet olmadı ki.

Yıllar sonra da siteyi kapatıyorum. Anti-Soad artık geride bıraktığım bir proje oluyor. Katkı sağlayan herkese buradan teşekkür ediyorum.

2007 yılında kendimi Viking metale kaptırıyorum. O müzikler, sözler. Kuzeylilerin mitolojik dünyasına açılan bir kapı. Sonra soruyorum kendime, “neden biz de çıkıp Göktürkleri, Şamanları, Hunları, Uygurları anlatmıyoruz?” diye dertleniyorum. Kendimce yazılar yazıyorum Türk mitolojisi temelli müzikler yapmalıyız temalı.

Örnek bir yazı burada: http://www.erencanaybek.com/post/26476187959/ey-t%C3%BCrk-yakla%C5%9F-sana-bir-%C3%A7ift-s%C3%B6z%C3%BCm-olacak-ama

Yıllar geçiyor. Dublin’e gidiyorum. Döneceğim gün Ermeniler gösteri yapıyor. Sokağın karşısından bağırıyorum “Yalancısınız” diye. Gidiyorum yanlarına tartışıyorum İngilizcem yettiğince. Sonra, her şeye rağmen elimi uzatıyorum. Aynı konuya farklı açılardan bakıyoruz, gelin bu bizim insanlığımızı bozmasın diyorum. Elim havada kalıyor. Gidiyorum Türk Derneği’ne (Dublin’e birlikte gittiğimiz arkadaşla), soruyorum siz ne yapıyorsunuz arkadaş bunlara karşı? Hiç…

Başka milletlerden üstün görmedim kendimi, ama kendi milletimin iyiliğini istedim hep. Kendi milletim için çalıştım. Geçen yıl Türk Dünyası Çocuk Oyun ve Oyuncakları Kurultayı düzenlendi, gönülden koştum her işe. Türk Dünyası’nın birliğine inandım. Bunun için en ufak bir katkı sağlayabildiğim zaman kendimi mutlu hissettim.

Sonra adımı Google’da arattım. Bir Eren Can Aybek daha vardı. Kollektiflere üye, sürekli eylemden eyleme koşuyor. Benimle 180 derece ters bir hayat görüşüne sahip. Ben siyahsam o beyaz, ben beyazsam o siyah. Akrabası şehit oluyor (başı sağolsun, şehidimiz de nur içinde yatsın), bir yazı yazıyor. (Yazdığı yazıya ya da siyasi görüşüne karışacak değilim elbette, o da kendi yolunda çabalıyor).

Sonra bir gün duyuyorum ki “Eren, ben seni kollektifçi sanıyordum. Sonradan olmadığını anladım.” Sonra twitterdan bir mesaj geliyor. “Eren kardeş neden teröriste gerilla dedin?”.

“Ben değilim”, diyorum. Üç kişiye anlatsam beş kişiye anlatamıyorum.

Sonra bu içinde bulunduğum trajikomik duruma bazen gülüyorum, bazen ağlıyorum.

Henüz yorum yok.