İkilemler İçerisindeyim

16 Nisan 2010 | Etiketler: , , , ,

Ubuntu – Fedora – Trisquel – Mandriva – Pardus – SuSe – Sabayon – Arch… Bunlardan hangisini kullansam, ne etsem ne eylesem bilemedim. Büyük bir ikilem yaşıyorum. Hatta ikilem de değil, sekizlem…

KDE’nin içerdiği aşırı görsellik, tepki süresinin yavaş olması, sürekli çöken programlar gibi nedenlerden ötürü zaten Pardus’u baştan eliyorum. Pardus’un izlediği lisans politikasını da pek tasvip etmiyorum üstelik. Ayrıca Gnome sürümü çıkarmamakta niye bu kadar ısrar ettikleri konusunu da anlayabilmiş değilim. Her neyse, Pardus’un Gnome ile gelen sürümü çıkmadıkça ben de Pardus kullanamayacağım ne yazık ki…

Ubuntu ile aramız çok iyiydi esasen. Ancak Ubuntu One geldi, ben Ubuntu’dan soğudum. Linux dünyası için büyük bir adım olsa da, Ubuntu One’ın sunucu kısmı özgür yazılım felsefesine ters düştü. Bu yüzden de topluluğun bir kısmı tarafından eleştirildiler. Bununla birlikte, Ubuntu’nun eski bir sürümünden, yeni sürümüne güncelleme yaptığınızda eskiden mükemmel derecede iyi çalışan sisteminiz, bir anda sorunlar vermeye başlayabiliyor. Bu noktada da Ubuntu’nun altı ayda bir sürüm çıkarmak yerine, yılda bir sürüm çıkarması gerektiğini savunanlar da mevcut. Ben de yılda bir sürüm çıkarılması gerektiğini düşünenlerdenim.

Fedora’yı Red Hat’ın deneysel işletim sistemi olarak görenler mevcut. Bu sebeple de Fedora’nın hiçbir zaman tek başına ilerleyen bir işletim sistemi olamayacağını, sürekli olarak Red Hat’ın kanatları altında kalacağını savunanlar var. Üstelik Fedora topluluğu’nun Ubuntu kadar geniş olmadığı da bir gerçek. Ancak yine de Ubuntu’daki sorunlarımın bir kısmını Fedora, Suse ve Mandriva forumlarından çözdüğüm düşünülürse, topluluğun aşırı büyük olması da çok da olmazsa olmaz değil benim için. Sonuçta asıl topluluk Linux topluluğudur. Bu sebeple Fedora’ya geçiş yapmaya yatkın durmaktayım. Ancak Ubuntu’dan gelen en büyük alışkanlığım olan sudo komutunun Fedora’da yer almaması biraz zorlayıcı olacak sanki benim için. :) Apt-get install komutları vermeye de o kadar alışmıştım üstelik. Şimdi Fedora’da yeni alışkanlıklar edinmeli. İşte işin bu tarafları da beni Fedora’dan uzaklaştırmakta. Ancak sonuç olarak yeni şeyler deneyip, onları alışkanlık haline getirmek çok da kötü olmasa gerek. Yoksa hala Windows’tan kafamı çıkaramamış olurdum muhtemelen.

Trisquel’e gelecek olursam. Richard Stallman abimizin bizzat desteklediği projelerden birisi kendisi. Ubuntu üzerine kurulmuş ve %100 özgür yazılım barındıran bir işletim sistemi. Ancak bu noktada bazı gariplikler ortaya çıkmıyor değil, Nvidia için yazılan özgür sürücüler biraz sorun çıkartabilmekte. İşletim sistemiyle birlikte Compiz geliyor, ancak ekran kartı sürücüleri tam olarak oturmadığı için bir türlü etkinleştirilemiyor (ya da ben etkinleştiremedim). Tüm bunlara rağmen, %100 özgür bir ortamda bulunduğunuzu hissetmek inanılmaz bir duygu, tavsiye ederim. Üstelik Trisquel’in teması bana göre en iyi dağıtım temalarından birisi. Hemen Ubuntu’mu Trisquel görüntüsüne bürüdüm Trisquel’i kullandıktan sonra. :) Bu dağıtımın en büyük eksiklerinden birisi ise ne yazık ki Türkçe desteği bulunmaması.

Mandriva ise ilk göz ağrımdır. Tabi o zamanlar adı Mandrake idi. Pek severdim o zaman kendisini. Bilmeze etmeze kurmuştum dergiden okuya okuya. Daha sonra sorunlar yaşadığım için kaldırmıştım. Şimdi baktığımda ise Mandriva gerçekten sağlam, sapasağlam ve oldukça dengeli bir işletim sistemi. Tüm bunlarla birlikte Ubuntu’daki alışkanlıklarımı Mandriva’ya taşıyamıyor olmamın getirdiği eksiklikler var biraz. Ama istesem alışırım pekala da.

SuSe’ye dair çok bir şey demeyeceğim. Novell şirketini pek sevmiyorum. Microsoft ile garip bir işbirliği içersindeler. Benzer şekilde Mono projesinden de haz etmiyorum. O yüzden SuSe’yi elemek benim için oldukça kolay.

Sabayon, Gentoo üzerine yapılanmış bir proje. Teması ve görselliği ile oldukça ilgi çekici olmasına rağmen, Gentoo sistemine alışık olmamamdan dolayı biraz temkinli yaklaşıyorum. Çok zorluk yaşayıp yaşamayacağımı kestiremiyorum şimdiden. Gerçi ne kadar farklı bir sistem de olsa, Google elimin altında. Ancak sorun çözmeye ayıracak vaktim yok sanırım (her ne kadar dünyadaki en zevkli işlerden biri de olsa).

Ve son olarak Arch Linux. Adı bile kendisinden korkmama yetiyor esasen. :) Kurulumu için bile bolca okuma yapmak gerekiyor. Oldukça eğlenceli bir durum, ancak daha önceden de belirttiğim gibi zamanım yok bu eğlenceye. :( Bununla birlikte, yaz tatilinde denemeyi düşünüyorum ve istiyorum.

Her neyse, tüm bu ikilemlerim sonucunda hangi işletim sisteminde karar kılacağım hala emin değilim. Ancak bu akşam Fedora’yı alıcı gözüyle iyiden iyiye inceleyeceğim. Eğer yine karar veremezsem, eski dost Ubuntu’dan devam edeceğim. :)

Henüz yorum yok.